





bu kadar hızlı koparmak zorunda mıydın?
güzelce’de akşam yemeği sonrası çaylarımızın
ofiste yaptığımız ufak -maksat iş olsun diye-
tadilatlarımızın
bir işi başardıktan sonra
“sence nasıl olmuş” diye sana sormaklarımın
sayılı olduğunu bilmiyodum
sıradan bir gün arabamda giderken
“abi baban fenalaştı” diyecekler
ve gideceksin
diye bilmiyodum
şiirler yazdım bu yaşıma dek, şarkılar besteledim
ama hiçbirini yapamıyorum şimdi baba
kelime bile seçemiyorum kendimi anlatacak
kendimi bulamıyorum nasıl yakarayım
bir deniz kenarında sohbetimizdeki tebessümün
cemiyet sofralarındaki kahkahan
gece ikimizin de zamansız uyanıp denk gelişimiz
aklımdan gitmiyor
burnumda tütüyor
gözlerim yanıyor
tamam biliyorum herkes kaybeder babasını
ama ben bilmiyodum bu kadar acıyacağını
böyle çat diye olacağını
kimse anlatmadı
bahsetmedi
duymadım
yoksa bilsem, işim olmamasına rağmen
“baba bugün biraz yoğunum sonra görüşelim mi”
der miydim hiç?
birlikte içemediğimiz her kahveye pişmanım
“baba hiç işim yok, ofise gel de kahve içelim”
diye bağırıyor içim
ve de hiç gelmiyor kahve içesim
180 gün olmuş bugün, dün gibi zihnimdesin
bugün bekledim ofiste çat kapı gel diye gelmedin
kabullenmek istiyorum artık
ama dağılıyorum
affet tanrım
bu kadar hızlı olmak zorunda mıydı
bu kadar keskin
hayat devam ediyor
söylemenize hiç gerek yok, yaşıyorum,
farkındayım
buruk bakışlarım uzaklara dalıyor işlerin arasında
kimse görmüyor
– ne soğukkanlı safa, maşallah
senin hala yaşadığın sabahlara uyanıyorum
her sabah
her çalan telefonda sen sanıp hemen bakıyorum
ah hele hiçbir işimi aksatmıyorum baba
bi görsen ne gurur duyardın, ne disiplinliyim
ve ama o kadar boş ki
kendini kandır
ve hayat devam ediyor
tabi efendim haklısınız, şurayı imzalayın
bir tek senin baban ölmedi dostum
ne zor kayıplar var buna da şükür dostum
evet evet haklısınız, biliyorum tabi, yalnız değilim
peki bu içimdeki uçsuz uçurumun nedenini
biri açıklayabilir mi?
ne zaman çalan telefonda babamı
beklemeyeceğimi
ya da güzelce manzarasında sesinin
yankılanmayacağını zihnimde
ne zaman anlayacağım,
yani gerçekten,
hayat devam ediyor diye?
her halime şükür tanrım evet ama
ama
ama – bu kadar mı hızlı olmalıydı gidişi?
neden 180 günüm 180 ay gibi geçti
biriniz izah etsin…
ve neden hiçbiriniz bana
babaların gidişinin acısını
böylesine söylemedi
gözyaşlarım bi yerden sonra artık utanır
ve akmaz umarım
isyan etmiyorum tanrım verdiklerine
aldıklarına biraz dargınım, dürüst olayım
– yine de şükretmeye yetmez mecalim
ve ama çok acıyor canım
canım acıyor, ne diyeyim?
bu kadar hızlı koparmak zorunda mıydın
babamı benden?
son kez daha sarılsaydım ve
güle güle baba işte oğlun seni seviyor
seni çok seviyor ve de çok özleyecek deseydim
ne bileyim…
sen daha önce babanı kaybettin mi?
çünkü ben ilk defa kaybediyorum
ve bu
aklımı kaybetmekten bile
daha betermiş