kafka’nın dönüşüm kitabı hakkında birçokları ısrarla bunun bir “kapitalist sistem eleştirisi” olduğunu söyleyip durur. sistemli ve düşünsel bir absürt edebiyat ürünü olarak ele alındığını ve dolayısıyla duygusal değil mantıksal okumalarla kitabın yorumlandığını sık sık duyarsınız.
ama mesela bu kitabı hayatında en az bir kez majör depresyon yaşamış bir insana okutursanız daha ilk cümleden itibaren yapacağı yorum bellidir:
“gregor samsa, huzursuz kabuslardan uyandığında kendini majör depresyonda bulmuştur.”
evet, bu bir sistem eleştirisi kitabı. ama öyle sıradan marksist söylemlerle okuması yapılacak cinsten makinemsi bir kitap değil, duygusal boşalmalarla dolu; utanç, suçluluk, koşullu sevgi, zor bir aile yükü, travmalar, kendine yabancılaşma, anksiyete, yetersizlik, değersizlik, yalnızlık duygularının kitabın birçok yerinde tek tek güzelce izah edildiğini okursunuz. ve sonu intiharla biter bu kitabın. bir gün depresyona girdiği, işlevsiz kaldığı ve sadece fayda verdiği ölçüde sevildiği için aslında hiçbir zaman gerçek anlamda sevgiyi hissetmemiş olduğunu anlayan bir adamın sistem eleştirisidir bu. sistemden kastım kapitalist sistem falan değil, içinde yaşadığımız toplum sistemi. dünyayı algılama biçimiz. yani biz eleştirisi.
bu dünyada, ailende, çevrende; sadece fayda ürettiğin kadar değerlisin, fayda üretemediğin anda yalnızsın ve kendi depresyonunla dahi kendin baş etmek zorundasın. bir gün depresyona girersen, neden depresyona girdiğini ve bundan nasıl kurtulabileceğini bile düşünemezsin çünkü işe geç kalmışsındır! yaşadığın hastalığı ya da bunun bir hastalık olduğunu bile anlayamazsın; bunu bir çeşit tembellik veya başka bir ahlaki kusur sanırsın. özetle bir “işlev bozukluğu” yaşarsın: bozukluk. eski sen değilsindir artık ve bu o kadar net görülür ki diğer insanlara da; söylediğin sözler bile bir vızıltı gibi gelmeye başlar karşındaki insanlara artık, seni duyamazlar. velev ki o depresyondan çıkamadıysan da sonunda en sevdiklerin de olmak üzere herkes tarafından yalnızlığına terk edilmiş bir halde kalırsın. “neden böylesin?” veya “toparlan” der insanlar sana sadece. yardım etmezler, ama geçmesini beklerler en merhametlileri bile. bir kısım sevdiklerin böyle olduğun için sana kızar, diğerleri sadece acır ama acımaları bir yardım eli olmaz da sadece vicdan mastürbasyonudur. bu depresyon sürdükçe, bir süre sonra artık kimse seninle uğraşmak bile istemez. senin bu depresif halinin sen olmadığını, artık sende sana dair bir şey kalmadığını düşünür ve senden uzaklaşmak ve kurtulmak isterler. acıyanlar da sevgi bağını koparır bir yerden sonra, artık sadece bir yüksündür herkes için. kimse seni depresyonundan çıkarmakla gerçekten ilgilenmez. kimse elinden tutup seni terapilere, psikiyatriye, tedaviye yılmadan usanmadan götürmez. belki o acıyan birkaçı bir veya birkaç kez çabalasa da, o kadar işte. seni anlamazlar ve seni anlamadıkça senden iyice soğurlar. zaten sen de kendini artık anlamazsın. o yüzden bu yalnız bırakılmaya sen de bir noktada zaten şaşırmazsın. eğer nihayet bir gün tüm bu herkese yabancılığınla, dediklerinin anlaşılmadığı tuhaflığınla ve tümüyle izolasyondaki yalnızlığınla hala depresyondan çıkamıyorsan da tek bir çözüm gelir aklına artık: intihar. başarır da ölürsen; arkandan kısacık ağlarlar, ama sana değil, senin depresyonla ölümüne değil; eski senin ölümüne ağlarlar. çok da sürmez bu yas. dahası, herkes hayatlarına yepyeni bir şevkle devam eder, sen yapayalnız mezarında yatarken.
işte bu kitabın verdiği sistem eleştirisi budur. ne kapitalist sistem, ne de absürt bir kapitalist toplum yabancılaşması; bunlar toplum-gerçekçi fantezi okumalar oluyor. bu kitabın gerçeği, güçsüz olduğunda yapayalnız kalacağın gerçeği.
aslında dahası, güçsüz olmadan da zaten yalnız olduğun gerçeği.
peki, bir sabah koca ve işlevsiz böcek olarak uyandığında senin yanında kim kalır…
(keywords: kafka, dönüşüm, metamorfoz, dönüşüm kitap inceleme, dönüşüm kitap analizi, dönüşüm kitabı depresyon bağlantısı, dönüşüm kitabı duygusal analiz)