Yaşlı adam yolda hızlı adımlarla ilerleyen gençlere döner ve “Delikanlılar, söyleyin bakalım nereye gidiyorsunuz böyle?” der. Gençler, sanki söyleyecekleri söz önceden hazırmış gibi bir ağız cevap verirler: “Güneşin battığı yere gidiyoruz dayı.” Bu cevap üzerine yaşlı adam “Niye oraya gidiyorsunuz ki?” diye sorar. Sırtında çanta olan genç “Orada çocuklar ölmüyor, aydınlar hapislerde çürümüyormuş. Gençlere de iyi bir gelecek vaat ediliyormuş. İşte bu yüzden biz de gün batmadan yola koyulduk” der büyük bir heyecanla. Bu cevabın karşısında yaşlı adam afallar. Derin bir nefes alır ve sıkkın bakışlarla gençlere dönüp “Demek sizi de kandırmayı başardılar” deyiverir. Gençler aldıkları cevap karşısında hayrete düşerler. Bu sefer diğer genç söze girer ve “Kim bizi niye kandırsın ki dayı? Güneşin doğduğu bu topraklarda kan dökülmeyen bir gün mü var Allah aşkına, söylesene!” der büyük bir hışımla. Yaşlı adam tekrar derin bir iç çeker. Tam ağzını açacakken gözyaşları boşalmaya başlar gözlerinden. Biraz sonra kendini toparlar ve “Dökülen bu kanların müsebbibi kimdir diye hiç düşünmez misin delikanlı?” diyebilir sadece. Tam asabi olan genç cevap verecekken tekrar söze girer yaşlı adam. Ve der ki: “Gidin bakalım, güneşin battığı yerdeki güzelliklere ulaşmak için son gücünüzle gidin. Ama burada dökülen kanları ve neden oraya gittiğinizi sakın unutmayın!”
yetenekli çocuğun dramı
zemheri karanlık eşelerken zihnimi
hayra yormaya çabalarım emanetini
hem reddetsem küser ruhun
adını ansam diner mi ki hüznün?
belki de sevda budur der geçerim
içkin bir dramın aşkın yankısı
ya da bir yazgının yılgın patırtısı
biraz voltaire ve çokça ben
gece iner başıma, yıldızlar serpilir
sigara dumanından sırlar dökülür içime
en derin yaralar, ağlamakta saklı diyor şair
ağladıkça iyileşirim sanardım oysa ben
malihulya (ya da melankolia)
malihulyadan besleniyorum, en ekşi yerinden bir eriği dişlercesine.
melankolia diyor gavur buna ama ben yunanca bilmem.
en ekşi elmayı dişliyorum, ağzında jiletler taşıyan bir kurt gibi
dişlerim kamaştıkça, ruhum daha kolay havalanıyor.
ruhum hışımla yükseliyor, evet, savrularak
ve gökyüzünden herkese selam!
Bataklığa Saplanmak (veya Dürtüsel Hareketin Dayanılmaz Eziciliği)
Bir göl var. Tam karşımda duruyor. Suyu o kadar ferahlatıcı, temiz ve cezbedici ki; bu sıcak ve kavurucu havada tam da ihtiyacım olan şey bu diye düşünmeme neden oluyor. Sadece uzaktan seyretmek bile içimi okşuyor, bana vaat ettiği ferahlığı ve serinliği uzaktan izlerken bile yakalayabiliyorum. Yaklaşmak istiyorum. Etrafımda daha önce o göle girip çıkmış birisi var aslında. Fakat ona “Nasıldı?” diye sormak istemiyorum. Hayalimdeki algısı ve hislerimde süregelen varoluşu yeterince cazip ve davetkâr, bir başkasının fikrini almaya gerek duymuyorum.
Okumaya devam et “Bataklığa Saplanmak (veya Dürtüsel Hareketin Dayanılmaz Eziciliği)”Boşluğa Ağıt
“Hayat bir nehirdeki akıntıdır. Direnenler yorulduğuyla kalır.”
– Kendime Not (14.05.2020)
Çabaların anlamsız geldiği, gülüşlerin eğreti, gözyaşlarının suskun, zamanın direngen olduğu bir süreçten geçiyorum. Umudun esamesinin dahi okunmadığı bir yerden kırıntılar toplayıp tırnaklarımla kazarak umudu yeşertip o umutlardan -öyle veya böyle- bir inanca vardığım yere ve şimdi oradan da tokat gibi çarpan bir ölümle ve hala anlam veremediğim bir terk edilişle darmadağın olduğum bir noktaya ulaştım.
Okumaya devam et “Boşluğa Ağıt”is this the real life, is this just fantasy?
Rüyada olduğunuzu anlamanın en kolay yolu nedir? Aslında bu sorunun cevabını çoğumuz içsel olarak dahi biliyoruz. Inception filmini izleyenler hatırlayacaktır, Cobb ve Fischer’ın otel barında yaşadıkları diyalogda Cobb Fischer’a rüyada olduğunu fark ettirmeye çalışırken şunu sorar: “Bunu anlamanın en kolay yolu otele nasıl geldiğinizi hatırlamak. Bunu yapabilir misiniz?” Fishcer yutkunur, önce “Evet…” der fakat cevap veremez ve donakalır, biraz duraksadıktan sonra şu cevabı verir: “Sen gerçek değilsin.”
Okumaya devam et “is this the real life, is this just fantasy?”İçine Haykıranın Dışına Taşanlar
Boş bir sayfayı doldurmak artık eskisi kadar kolay değil. Birikenler arttıkça çıkanlar azalıyor belki de, emin değilim. Ama şunu biliyorum ki insan sustukça, içine daha çok haykırıyor. İçindeki çığlık büyüdükçe de kendini daha zor duyuyor. Şimdilik bu kadar çıkıyor, lafı uzatıp duruluğa halel getirmek istemiyorum. Buradayım ve yine burada olacağım. Sen bunları okudukça da tüm yazdıklarım daha çok anlam kazanıyor. Gelmeye ve okumaya devam et. İyi ki varsın.
Caché: Esrarlı Bir Politik-Gerilim
“Bir ırkın başka bir ırkı sömürmesini öngören sistemlerin kurbanı durumundaki insanların sorunudur yabancılaşma, daha üstün olduğunu ileri süren bir uygarlığın başka bir dünyaya bakış, dünyayı yorumlayış formu üzerindeki hoşgörüsüne hedef olan insanların sorunudur yabancılaşma. Entellektüel yabancılaşma burjuva toplumunun bir ürünüdür. İnsan, insana özgü bir dünyanın ideal varolma şartlarını yaratmak imkanını ancak benliğin yeniden ele geçirilmesi ve arındırılması yönünde göstereceği çaba ve özgürlüğün sürdürülmesi için taşıyacağı hassasiyet sayesinde bulacaktır.”
– Frantz Fanon
Uyarı: Bu yazı birçok spoiler içermektedir. Filmi izlemeden okumanız önerilmez!
IMDb sayfası için buraya tıklayın.
Öncelikle itiraf etmem gerekiyor ki film ilk bittiğinde kafamda birçok şey henüz oturmamıştı. Ama bu bende yeni bir olay da sayılmaz. Özellikle izlediğim film klasik olay örgüsüyle işlenmemişse, filmden sonra genelde böyle bir his kaplar beni.
Okumaya devam et “Caché: Esrarlı Bir Politik-Gerilim”Kalemin Kelâmında Tefekkür Kaçamağı
“Onlar gayba iman ederler”
– Bakara / 3
“Gaybı bilmek Allah’a mahsustur”
– Yunus / 20
Her şeyi yıkarak başlamak, kaçınılmaz bozma dürtüsünün en temel neticesidir. İnsan önce yıkmalıdır; tüm dogmalarını, önkabullerini ve o ana dek hakikat diye nitelediği “gerçek”lerini. Başkaldırmak en büyük erdemdir yeni doğan zihinler için.
Okumaya devam et “Kalemin Kelâmında Tefekkür Kaçamağı”